Gezginler 200 Yıl Öncesinde
Motosiklet Dünyası Dergisi 45. sayı
sayafa 38,39,40
Tarih: 01/03/2000
Metin: Elvin Azar
Fotoğraf: Faramarz Azar
Sponsor:
Motosiklet Dünyası Dergisi
Cumalıkzık Köyü Gitmek... Bağsız, bağımsız, dilediğince... Yollar üzerinden basıp giderek, yada geleneksel ile “mezsin”ler... Motorculuk bizce bu...

Motorcu gide“mezsin”, yapa“mazsın”, ede“mezsin”lere bir kere yakayı kaptırmayagörsün; dört tekerli, emniyet kemerli, sıcacık hücreler içinde, sisteme teslim olması yakındır. Ve de çok para kazanmak uğruna ruhunu iğdiş etmeye başlaması... Zaten büyük para peşinde koşma, özgür ruhun en acımasız katilidir. İnsan ya parayı sever, ya bağımsızlığı. Paranın bağımsızlık sağlayacağı ise kuyruklu bir yalandır; çünkü para sadece satın almayı bilir, özgürlük ise belki de en satın alınamayacak kavramdır.

Büyük parayı arayan gün gelir bulur; ama o gün gelince bulduklarına güvence aramaya başlar. Oysa bağımsızlık güvencelere hafiften yan çizip, tehlikelere göğüs gerebilenlerindir. Risklidir bağımsızlık, rahatsızcadır... aynı yaşam gibidir... yaşamın kendisidir... bunu en iyi gidebilenler bilir. Yani iki tekerleği seçenler, bağımsızlık sarhoşluğunu tatmış olanlar.

Cumalıkzık Köyü Merhaba “gidebilen” dostlar, merhaba motorcular. İki aylık aradan sonra Faramarz ile yine yollardayız. Tabiidir ki motor üzerinden inmeden geçirdik kışı. Bu arada yollarda bizleri selamlayan, ola ki gönüldeşliklerini geç fark edip yanıtlayamadığımız tüm “gidenler”e merhabalar.

Şimdi söyleyin bakalım; 200 yıl öncesine geri dönüp, bir Osmanlı kasabasına gitmek ister misiniz? Ardından yola devam edip, şelale üzerinde alabalık yiyip, bira (ya da canınız ne istiyorsa) içmeye? Hem de topu topu 150 km.lik bir gidiş ile (başlangıç Boğaziçi köprüsü olmak üzere, E5 üzerinden)... O zaman ilk uygun Mart gününde düºün tekerleklerimizin izine; önce Cumalıkızık, ardından Saitabat’a doğru...

Yolculuk önce Eskihisar’dan ferryboat ile başlıyor, motorunuz yanınızda iken yapılan yarım saatlik bir deniz yolculuğu... ne keyif... Ardından ver elini Bursa... Önceki yazılarımızda hep Bursa’nın ideal bir hafta sonu gezisi olduğundan söz ederdik. Oysa üç aylık karlı- yağmurlu kış dört şeritlik otobanı az biraz hırpalamış.

Bursa’ya girince vaktiniz varsa (yada sağanağa yakalandınız ise) Nezir Batut’un Yamaha bayiine bir uğrayın. Bursalı motorcuların uğrak yeri burası. İki teker ile giden her adem yerini size gösterecektir. Sıcak bir çay ile sıcak bir sohbet sizi daima bekliyor olacak. Tarihe merakınız varsa Osmanlı imparatorluğunun kurucusu olan Orhan ve Osman bey’lerin türbesini de gezer, Heykel meydanı, Ünlü caddesindeki 1867 yılından beri millete İskender yetiştirmeye çalışan Kebapçı İskender’de nefis bir yemek de yiyebilirsiniz. Zaten insan Bursa’da İskender yiyince İstanbul’da kebap diye gazete kemirdiğini anlıyor vesselam!

Bursa içinde yola devam edip Sanayi sitesinden 500 m. sonra Cumalıkızık tabelasından sağ yapın, 2 km. sonra sağda piknik alanı var, içinde de bir dönmedolap. Ama asıl dönmedolap köyün kendisi! (az sonra anlayacaksınız ne demek istediğimi). Piknik alanından hemen sonra girilen köy “asırdide” Osmanlı evleri ile çevrili, arnavut kaldırımı döşeli meydandan oluşmuş bir film platosu görünümünde. (Gerçekten de Türk sinemasının tarihi filmlerinin çoğu bu SİT alanı köyde çekiliyormuş). Meydandan sonra şişman iki kişinin yan yana zor geçeceği darlıkta, keçilerin ayağını kaydıracak diklikte yollara girerek Cumalıkızık içinde dolaşmaya başlayın. Eğer becerebilirseniz tabii. Geçen yıl Denizler Boyunca Türkiye Turu’nun ikinci ayağında Anamur- Mersin yolunun %15 lik eğimli, viraj yollarına methiyeler düzüp durmuştum! Özür diliyorum! Meğer oralar bisiklet öğrenme pisti imiş. Ama o eski güzellik, o farklı atmosfer... Gidin muhakkak, dilerseniz motoru meydanda bırakıp yürüyerek dolaşın, gördüklerinize inanamayacaksınız.

Cumalıkzık Köyü Cumalıkızık’ın yollarına motorunuz ile girecek kadar maceracı, dönüş yaparken sıkışıp kalmayacak kadar şanslı, yada sağ salim köyden çıkacak kadar usta bir motorcu iseniz ana yola geri dönüp, Kestel levhasından sonra ilk sağa sapıp başlayın tırmanmaya. Bursa Çimento fabrikasının önünden geçen yol 7 km. sonra sizi Saitabat şelalesine getirecek. Çevreye dikkatlice bakmadan önce nefes alın bol bol, ciğerlerinize karşı bir sorumluluğunuz bu! Saitabat’da bir kez soluyan, İstanbul’da yıllardır terli deodoran kokusu soluduğunu anlar. Gerçi biz -yöreyi sizlere mart sayısında tanıtabilmek için- şubat başında, karlara bata çıka gittik ve ciğerlerimize buzlu temiz hava doldurduk ama neyse... Dağ havası İstanbulluları zehirleyebilecek ölçüde oksijen yüklü. Yemek mi? Burada her yer restoran istilasında yahu. Şelalenin suyunun kenarları hepten tutulmuş; bazı uyanık işletmeciler daha ileri gidip masaları ırmağın üzerine kurdukları iskeleciklere bile atmışlar. Buluş güzel ama parası olana... Türk usulü “doğa lokantacılarındır” mantığı burada da hakim. Havayı ilk yakaladığınız boş gününüzde (belki de bin yıllarca baharın gelişinin kutlandığı 21 mart günü) gidin bu güzergahtan, farklı bir hafta sonu geçireceğinizi garanti ediyoruz

Herkese iyi yolculuklar demeden önce tüm motorcuları bir konuda uyarmak istiyorum: dostlar, farkında mısınız, bizim yaymağa çabaladığımız “motorcu yaşam tarzı” giderek yüksek cc.li markaların (sözüm meclisten dışarı; özellikle de bir Amerikan markasının) tekeline girmekte! Beyinler ufak ufak programlanıyor gibimize geliyor. Mükemmel makinalara benim de saygım ve büyük bir özlemim var tabiidir ki. Ama Faramarz ile “gitmek” diye adlandırdığımız bir felsefenin ticari kaygılar ile tek tipe endekslenmesi çok yanlış. Hal böyle olunca da “giden” olmaya aday nice genç yerli üretim motorları beğenmiyor, “motorcu motoru budur” diye önüne konanlara da parası yetişmiyor. Gençler; motorculuk bir yaşama bakış ve tekerlek sayısı işidir; marka ile en küçük bir ilgisi yoktur. Hepimizin hayran olduğu mükemmel makinalara ise adım adım sahip olmak en sağlıklı ve kolay yoldur. Korkmayın ikinci el yerli üretimlerden. İnanın ki motorculuğun teknik kısmı en kolay -yolda kalarak- öğrenilir. Hem gün gelip beş milyar üzerindeki bir makinaya sahip olma imkanını elde ettiğinizde belki de artık “gitmeyi” çok da istemediğinizi veya buna vaktinizin olmadığını göreceksiniz. Unutmayın; motorculuk, müthiş bir “bike”a sahip olmak adına sizi “gitmek”den alıkoyuyor ve “mezsin”lere boyun eğdiriyorsa anlamı kalmamış bir kelimedir sadece.