Master Of Iron İznik'de
Motosiklet Dünyası Dergisi 53. sayı
Sayfa: 60,61
Tarih: 01/11/2000
Metin: Elvin Azar
Fotoğraf: Faramarz Azar
Sponsor:
Adı Saklı
İznik Gölü Deli gibi, çığlık çığlığa bir kahkaha atmak; ciğerin tüm gücüyle haykırmak gibi bir boşalmadır motor sürmek. Yolunuza çıkan rüzgar -yazın dost meltemlerinden, kışın hançermişcesine yüzü yaran fırtınasına dek her rüzgar- motorcunun beyninin en derin kıvrımlarına takılı kaygıları, dertleri bir esişiyle nasıl da temizler. Kimi içki içer, kimi maça gider, kimiyse acılı şarkılar dinler içindeki zehri akıtmak amacıyla. Motorcu ise en çok bacaklarının arasındaki titreşimleri özler. Sevdiği motorun -aynı sevdiği kadının verdiği kadar- zevk veren titreşimlerini.

Altıma -beni çekici bir hatun kadar uçuran- makinamı almıştım o gün. Manitam yerine rüzgarla dudak dudağaydım bu kez… Doğanın -ve ona senkronize yaşayan motorcunun- yas ayı olan; kimi hayvanların (ve kimi motorların) kış uykusuna yatmağa hazırlandığı güzün sürpriz güneşli günlerinden birinde başıboş dolaşmaktaydım gezgin gezgin. Birden, gelmekte olan kışın gizli kokusu ve doğanın renk değişimi öyle bir çarptı ki beni, motorumun burnunu İznik'e doğrulttum …sonbaharı yaşamın en uygun yerine belki de….

İznik yolu Bursa yakınlarındaki Orhangazi’den geçer. Sağdaki büyük heykeli geçince ilk göbekten sola kıvrılırsanız İznik ilçesine doğru göl çevresinden yolculuğunuza başlarsınız. Ola ki buradan sapmadan yola devam ederde ikinci göbekten sola dönerseniz, geniş ve düzgün bir asfalttan giderek 5km. sonra göl ile karşılaşır, tura hemen başlarsınız.

İznik Giriş İkinci sapaktan girdiyseniz, gölün güneyinden gidiyorsunuz demektir. İlerde sizi bekleyen zeytin ağaçlarıyla bezeli yola başlamadan önceisterseniz yolun solunda Ömer’in yerine uğrayın ve doyumsuz bir sihri yaşayın. Manzara öyle büyülü ki burada, bir bakıyorsunuz balıklar uçuyor, kuşlar güzüyor demeye başlamışsınız! Hemen gülmeyin canım; başıma gelmese söylemezdim inanın ki….

Yola devam ettiğinizde şirin köyler ile kavak, selvi ve söğüt ağaçlarının size eşlik ettiğini göreceksiniz. Tabii bu düzgün ve tenha yolda makinanızı -allah ne verdiyse- kendi haline bırakmadın durabildiyseniz!

İznik Yolu Ortalama 40 km. Sonra karşınıza İznik ilçesi çıkacak. Tarihte çok önemli bir yermiş İznik… Hristiyanlığın en önemli merkezlerinden olmasından öte; Osmanlıya, Bizans’a ve Selçuklu'lara başkentlik etmiş bir ilçe. Çiniciliğin ise hala başkenti. Çinide bitkisel motifler kullanma İznik çiniciliğinin buluşu. Çevrede bol miktarda satıcı nefis parçaları -görece- uygun fiyata satıyorlar. Birşey almayacak olsanız bile içeri girip gezebiliyorsunuz. Ben, Kılıçaslan caddesindeki “Kobalt Çini”yi öneriyorum. Minicik küllüklerden, devasa vazo ve tabaklara kadar çok sayıda çeşit bulmak olası. Tarihi eserlere meraklıysanız meydandaki eski Ayasofya kilisesini ve müze caddesindeki İznik müzesini gezebilirsiniz. İznik’de cami, kilise ve yeraltı mezarından bol birşey yok. Bunları görmeye zaman ya da isteğiniz olmasa bile Yeşil Camiye bir göz atmakta yarar var, çünkü minaresi benzersiz çinilerle süslü.

İzniK'in içini böylece dolaştıktan sonra yine göl çevresi turumuza devam ediyoruz. Ana yoldan göl çevresine saptıktan sonra gölün güneyinden başladığımız tura İznik'ten sonra kuzeyden birdönüşle devam ediyoruz; ilçe ise tam ortada. Son durağımız ise artık zil çalmaya başlayan karnımızı doyurmak için yol üzerinde soldaki (Boyalıca’daki) İstakoz Restoran. Sazlar arasındaki bu restoranın çok güzel bir manzarası var. Göle bakıp ister boğazda, ister açık denizde olduğunuzu düşünebilirsiniz, çünkü manzara her ikisini de kaldırabiecek güzellikte. Sazan, yayın ve kerevit lokantanın sipesiyaliteleri ama menüde et çeşitleri de bulunuyor. Sazanlar bahçedeki havuzdan yakalanıyor. Balıkların hem ızgarası hem de tavası mevcut.

O gün ben de aynı bunları yaptım; göle bakarak yemeğimi yedim, suyumu içtim. Yavaştan bastıran karanlıktan çok önce yerini almış dolunaya kısa bir veda çekerek aldım makinamı yine bacaklarımın arasına, birlikte haz dolu ihtilaçları paylaşarak koyulduk yola. Bilen bilir; doğanın içinde, motor üzerinde, sonsuzluğa karışırmışcasına bir gidiş vardır ya… ben de öyle bir büyü altındaydım İznik güzünün gün batışında; artık rüzgarın arasından kayıp geçmiyor, -onun bana yaptığını yaparak- kılıç gibi yarıyordum bağrını. Sonbahar güzelliklerden küçük bir çılgınlık yaşamış olmam sonucu hafiften kuralsız giriyordum virajlara ve de sorgusuz sualsiz dalıyordum yolun gök ile kavuştuğu o asla ele geçmeyen noktaya… O güz günü, bacaklarımın arasındaki sevdiğimle, aynı -müthiş bir cinsellik sürecindeki hislerle- dönüyordum evime “hiç bitmese… hiç bitmese” diye diye… tıpkı kutsal bir zikirmişcesine….

Ayın önerisi ile yazıya son verelim motorcu kardeşler: Havaların soğuduğu bu günlerde motorunuzu beş dakika ısıtmadan yola çıkmayın. Karterdeki yağ silindirin başına gelmeden makineyi yola vurursanız, süpapların ömrünü kısaltmış olursunuz. Hepinize iyi gezginlikler.