Kadın Aktüel Röportaj: Hakan Kırım
Fotoğraflar: .....

Otoyol Kraliçesiydi, Sivri Dilli Bir Yazar Oldu
"Düşüncelerimi yazarak kendimi kurban ediyorum" diyor Elvin Azar. Onun Boğaziçi Üniversitesi'nden mafyaya, oradan otoyollara ve kitaplara uzanan çok ilginç bir hayat hikayesi var. Geçmişi Osmanlı Sarayı'nda, geleceği ise özgür ruhunun götürdüğü her yerde... Yazdıkları, yaptıkları ve söyledikleriyle gözünü budaktan esirgemeyen bir kadınla karşı karşıyayız...

Onu basında çıkan yazılarından hep "Otoyol Kraliçesi" olarak tanıdık. Sarı saçlar, deri montu ve Yamaha Virago 535'iyle gerçekten ve dikkat çekiciydi. Altı ay kadar önce motosiklet hayatını bırakan Elvin, artık -daha önce de yaptığı- yazarlığa ağırlık vermiş.

Elvin'in hikayesi çok çarpıcı. Bir Osmanlı asilzadesinin torunu olarak açmış gözlerini dünyaya. Dedesi Şevki Erksoy, Enderun'daki başarılarından dolayı II. Abdülhamit tarafından beratla ödüllendirilmiş. Anneannesinin abisi ise Padişah'ın bir yaveri.

Çocukluğunu Teşvikiye'de; mürebbiyeler, dadılar ve uşakların olduğu bir evde, bale ve piyano dersleriyle geçer. Madam Edita, Lili Barokas ve Arzumanof'tan bale öğrenir. Vakur Sağmen ve kompozitör Nuri Sami'den sekiz yıl klasik piyano dersleri alır.

Onun aykırı ruhunun ortaya çıkması, şekilci ve baskıcı olarak gördüğü çocukluk yıllarına rastlar. Çünkü asilzade hayat tarzının, gelenek ve kurallarla özgürlüğü kısıtladığını düşünmektedir.

Şişli Terakki Lisesi'ni bitiren Elvin, ailesinin baskısıyla "okuyup adam olmak" Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü'ne girer.

Akademik eğitimin kendisine göre olmadığını düşünür ve kaytarabileceği başka bir fakülteye kaydını yaptırır.

Sonra mankenlik-modellik zamanları başlar. Pek çok modacının ekspozisyonuna çıkar. Macera şu sırayla devam eder: Editörlük, ABD, vücut geliştirme, ökültizm, astrologluk, falcılık, köşe yazarı, gezi yazarı...

Bir gün herkes gibi yaşamak ister, evlenir. Daha sonra nikahta takılan mücevherleri satıp motosiklet alır ve klasik yaşam tarzıyla yine vedalaşır. Kendisi gibi motorcu olan Faramarz Azar ile tanışır, evlenir. Ve motor üstünde geçen yıllar...

Bir ara her şey çok ters gider. Özel mürebbiyelerle, dadalarla büyüyen Elvin, kendi ifadesiyle "Aç kaldık" diye anlattığı bir dönemi yaşar.

Elvin Azar artık, motorundan uzak, kendini tamamen araştırma ve yazılarına veren bir yazar. Sıra dışı dünyasını bizlerle paylaştı. İşte merak ettiklerimiz, işte anlattıklar...

  • Sendeki motosiklet aşkı çok büyüktü, neden bıraktın?
Birden bire bırakmadım. Biz sponsorlarla sürdürebiliyorduk bu işi. Eşimle beraber, sürekli bir yerlere gider, anılarımızı bir dergiye yazardık. Zaman içinde sponsorlar başka alanlara kaydı. Bu işi sürdürecek destekten mahrum kaldık. Para olmayınca hiçbir iş olmıyor.
  • Profesyonelliği bırakıp yine motosikletçi olarak kalabilirdin...
Motorculuk o şekliyle de çok zor bir iş. Bir dönem bir bacağım tüm hissini kaybetti. Kışın sürekli soğuk yiyorsunuz. Bürün bunlar motoru bende bir hobi olmaktan çıkardı.
  • Ülkemizde motosiklet kültürü batıdakinden biraz farklı. Bizde sanki bir burjuva zevki gibi, dışarıda ise bir alt kültür hareketi... Uzaklaşmanda bunun da bir etkisi var mı?
Evet. Dışarıda başka bir kültürdür bu, motorcular asi insanlardır, düzene karşıdır. Üzerlerindeki aksesuvarlar bile bir mantığa dayanır. Bizdekiler Pazartesi günleri kravatlı, hafta sonu motorcu; batıda karşı çıkılan bir yaşam biçiminden beslenerek yapıyorlar motorculuğu.
  • İstersen diğer yönüne geçelim. Yazarsın, üstelik aykırı bir yazarsın.
Evet kendimi aykırı bir yazar olarak görüyorum. Bu benim karakterimden geliyor, böyle doğmuşum. Yaşamı çok sorguluyorum. Sorguladığınız zaman doğal olarak ters düşüyorsunuz insanlarla. Sorularımı, rahatsızlıklarımı insanlarla paylaşmak istiyorum. Politika, din ya da kadın-erkek ilişkileri... Farklı düşündüğünüzde otomatikman aykırı oluyorsunuz. Bence aykırı olmamak çok zor.
  • Kitaplarından bahsedebilir miyiz?
İlk kitabım "Ölümüne Sever Maçolar" sert bir feminist bakış açısıyla yazıldı. Erkekleri çok sert eleştirdim. Klasik bir evlilik yapmıştım. 1.5 yıl yer altı dünyasından biriyle evli kaldım. Hayatımın en kötü dönemiydi. Bunun etkileri var kitapta. Sonra tarzımın yanlış olduğunu düşündüm. Erkeklerle sorun yaşıyorsak bunu kavga çıkararak halledemeyiz. Yoksa erkeklere benzemeye başlarız. Karşı tarafı korkutursanız, öfkelenmesine sebep olursunuz. Uzlaşmayı seçtim; sonuçta erkekler o kadar kötü varlıklar değildir.
  • Ama toplumla hala sorunların var.
Toplumla anlaşamadım, "benim sizden farklı bir hayatım var" dedim. Özelikle motor üstünde çok farklı bir hayatımız vardı. Olağan yaşamla bağlarımı kopardım. Sıradan dostum kalmamıştı ve sıradan insanlar sanki bana düşman olmuştu. Motorculuğun bir de böyle sosyal bir bedeli var.
  • Asıl sorun sadece toplum mu? Yoksa feminizmden uzaklaşmanıza rağmen bir "kadın savaşımı" var mı?
Savaşımı farklı veriyorum artık, yönetmelerim değişti. Savaş her saniye devam ediyor. Ben dünyayı kadınların kurtaracağına inanıyorum. Erkeklere yanlış yaptıklarını anlatmaya çalışıyorum. Onların ilkeliği kromozomlarından geliyor, Y kromozomu neden oluyor buna. Ben kadınla erkeğin uzlaşması için uğraşıyorum.
  • Uzlaşımı en zor görünen nokta ne?
Cinsellik... Cinsellikle ilgili sorunların çözümü başka pek çok sorunun çözümünü getirecektir. Erkeklerde XY kromozomu vardır ve içlerinde dişi özellikler taşırlar. Bunu anlatmaya çalışıyorum. Cinsel geçişlerde daha çok görülen erkekten kadına olanlardır. Pek çok travesti ya da transseksüel görüyoruz. Erkekteki dişi özellikler kabul edildiği zaman pek çok sorun çözümlenecek. Yaradılış mitlerine bakarsak önce dişinin olduğunu görürüz. Erkek dişiden türemiş. Ama bazı gerçekler bir plan çerçevesinde değiştirilmiş; ben buna "Şeytan'ın planı" diyorum. Halbuki hayat kadınla başlar.
  • Web sitelerinden birinde cinselliği çok uç noktalarıyla ele almışsın. Bu konuda bir endişe yaşadın mı?
Hayır. Ben herşeyi göze aldım, eşim de destek verdi. Çok iyi tepkiler aldım. Maalesef kadınlar yeteri kadar ilgilenmedi, ama geniş bir erkek izleyici kitlem var.
  • Cinselliği yoğun olarak işlemen "ciddiye alınmayan yazar" olma tehlikesini doğurabilir...
Evet ama beni zaten ciddiye almıyorlar, bunu da çok takmıyorum. "Dikkat mi çekmek istiyorsunuz" diyorlar. Bu benim yazmama engel olmaz. Yaşamımı tehlikeye atacak bir duruma bile hazırlıklıyım.
  • Erkekler ve kadınlardan bahsedelim mi biraz?
"Erkekler maçodur, kabadır" diye uygarlaştırmaya çalışıyoruz. Burada çok dikkatli olmak gerekiyor. Ağırlığını, gücünü kaybetmiş bir erkek bizim hoşumuza gidecek mı acaba? Bu konuda feministlerden ayrılıyorum.
  • Kadın, belki de doğal olarak güçlü erkeği seviyor... Aidiyetin getirdiği bir rahatlık mı var acaba?
Böyle bir şey var, kanunlarımızın da kadınlara sunduğu bazı kolaylıklar var. Bir yandan ayrıcalık verirken bir yandan tutsak ediyor, hayat böyle.

Belki çok tepki çekecek olan bir şey söylemek istiyorum... Ben kadınların çalışmaması gerektiğine inanıyorum. Ev kadını olmak da üretken bir eylemdir. Yemek ve temizlik yapmanın kutsal bir şey olduğunu düşünüyorum. Bunlar bir sanat eseri yaratmak gibi... Eşini,çocuğunu hayata hazırlıyorsun. Ama bu konuda yanlış yargılar var. Ev kadınlığı neden kötü olsun. Kötü görünmesinin nedeni, erkeğin bunun değerini bilmiyor oluşudur. Ev kadınıysan bir hiçsin. Bunu asla kabul etmiyorum; bu çok önemli ve kutsal bir iştir. Erkekler bu bilince erişene kadar bizler çalışacağız, para kazanacağız. Kadınların da bilinçlenmesi gerekiyor tabii... "Güzel yemek yapan kadının başka özelliği yoktur; Bir kadın çekiciyse ev işlerinden anlamaz" gibi kalıpları değiştirmek gerekir. Hem güzel yemek yapacaksın hem de çok hoş olacaksın. Erkeğin hizmetinde olmayacaksın; yaptıklarını ona lütfedeceksin. Kadın lütfetme bilincine erişmeli.

  • Bilinmeyenlerle ilgili araştırmaların var. "3000 Yılın Sırı" gibi... Bu sırlar nelerdir, bunlara nasıl ulaştın?
Bu konuda bir yazar olarak geçmişim var. 1990'da, İngiltere'de yayınlanan "Bealder" adlı aylık okültizm kitapçığında yazarlığa başladım ve ilk yılın sonunda köşe yazarı oldum. Bu yayında mistizim ve okültizm konularında, oluşumdaki tek Türk ve tek kadın olarak dört yıl boyunca araştırmalarımı yayınladım. Daha sonra Milliyet Yayın Grubu'ndan çıkan "Fenomen" dergisinde antik dinler konusunda kendi adımı taşıyan ve her ay yayınlanan bir bölüm hazırladım. Sonraki yıllarda başka alanlarda yazdım: Feminist "Pazartesi Dergisi"nde çeşitli makalelerim ve söyleşilerim yayınlandı. İzmir, "Aktif Haber Gazetesi"nde dört ay köşe yazarlığı yaptım. Son olarak "Motosiklet Dünyası" adlı dergide Faramarz K. Azar ile her ay sponsor destekli gezilere çıkıp, yaşadıklarımızı derginin 3-4 sayfasında her ay anlattık.

Kendimi epey yetiştirdim yani. 10yıl kadar önce ABD'de ökültik bir grupta bu konularla ilgili eğitim aldım. Araştırdım, biriktirdim ve 3000 Yılın Sırlar"nı yazdım. Amazonlar'dan tüm metafizik gerçeklere kadar pek çok konuyu ele aldım. Araştırmalarım derinleşti ve "Ana Tanrıça Şeytan" kitabı geldi. Bu kitapta ise Tanrı'nın kim olduğunu sorguluyorum. Bugün inandığımız Tanrı'nın çok eski zamanlarda çıkan bir "Alt Tanrı" olduğunu düşünüyorum. En çok satan kitabım budur; beklediğimin çok üzerinde bir ilgi oldu. Çıkacak kitabımın başlığı ise "Seks Tanrıları". Cinselliği yasaklayan bir enerji var; burada cinselliği, tarihsel ritüellerden yola çıkarak ele alıyorum.

  • Tek tanrılı dinlere muhalif bir yaklaşımınız var.
Daha doğrusu eleştirel bir bakış açım var. Ama İslam'ın güzel bir Tanrı tarafından gönderebildiğine inanıyorum.
  • Bir işiniz de web tasarımcılığı. Üstelik pek çok ödüle sahipsin...
Eşimle birlikte yapıyoruz web tasarımcılığını. Ben işin dizayn tarafını yapıyorum. Çok rahat, mutlulukla yaptığım bir iş bu.
  • Müziği tamamen bıraktın mı?
Sekiz yıl çok ciddi bir klasik eğitim aldım. Hayatımın zor bir döneminde piyanomu satmak zorunda kaldım. Mecburi bir ara verdim. Müzikten para kazanmayı hiç düşünmedim. Çünkü eğitimim klasik. Eğitmen olarak ise bana göre değil, o ağırlığa, temposuzluğa dayanamıyorum.
  • Son bir söz...
İyisiyle kötüsüyle çok fazla ve uç şeyler yaşadım. Yaşadıklarından hiç pişman değilim. Bir daha gelsem aynı şeyleri yaşarım.