Röportaj: Filiz Koçali

Elvin Süzer bir motosikletci, motosiklet yazıları yazıyor. İki yıl evli bir erkekle birlikte olmuş, sevgilisi karısından boşanınca evlenmişler, evlilikleri ancak bir buçuk yıl sürmüş

Sevgilinin evli olduğunu biliyormudun?

Biliyordum, arkadaşlıkla başladı ilişkimiz. Ne olacağı belli olmayan bir ilişkidi, aklımdan hiç evlenmek filan geçmiyordu. Yavaş yavaş gelişti. Bir yerde aklım başıma geldiği zaman, artık çok geçti. Onu seviyordum, çok bağlanmıştım. Uyuşturucuya alışmak gibi. Kimse şunu içmeyim de uyuşturucu tutkunu olmayım demiyor.

Geçici bir şey yaşıyordum sandın, ama bağlandın.

Evet, çok zevklidi verdikleri. Amerika'dan yeni gelmiştim, her şeyle tek başıma baş etmeyi öğrenmiştim. O çevresi çok farklıydı, ailemi babamı buldum onda, Babam gibiydi, mesela "Bu saate dışarı çıkma" diyordu. Bir yandan saçma geliyor, bir yandan da hoşuma gediyordu, beni düşünüyor, kolluyor, diye.

Bağlandığını anlayınca ne oldu?

Onun kafasında iyi kadın ve kötü kadın modeli vardı, kötü kadın olduğuma inandım. Asiydim. Özgür bir yanım vardı. Yavaş yavaş bu yanım törpülendi. İyi olduğumu ona ve çevresine göstermek zorundaydım gibi hissettim. Önümde iki seçenek vardı, ya fahişe olacaktım onun çevresinin gözünde , çünkü evli bir erkek le beraberidim, ya da onunla evlenecektim.

O da istedi evlenmeyi?

Hayır. "Çocoğumun annesi" diyordu, eşinden ayrılmak istemiyordu. Ben de öfkeleniyordum, başka kadınlarla her şeyi yaşayacaksın, sonra çocoğunun annesinin yanına döneceksin. Bu muçocoğunun annesinin değeri? Evlilik benim önüme kaçınılmaz zorunluluk olarak kondu. Mecbvurdum evlenmeye. İyi bir şey yapmak adına , temiz bir kadon olduğumu çevreme kanıtlamak adına böyle düşündüm. Benim önüme bonu zorunluk olarak toplum koydu. Bir erkeğe sahip olmak için evlenmelisin! Ben de ona sahip olmak istedim. Bir de çok önemli olmayan bir yanı varmış, ya o kadın kazanacak, ya sen. Bu belirlenmiyor ama bu da var.

Peki karısı üzülür, çocukları var, diye düşündün mü?

Karısına telefon açtım. Birbirimizden nefret ediyoruz. Ekonomik açıdan bağımlıydı ama ezik bir kadın değildi, güölüydi. Oturduk, buluştuk, dost olmaya çalıştık. Bir yandan birbirimize acıyorduk, bir yandan birbirimize hak veriyordukve birbirimizden öylesiye nefret ediyorduk, ama hiç bir zaman onu kötü olarak görmedik. Hep birbirimizi kötü olarak gördük. Halbuki bizi birbirimize düşüren o. İkimiz de onu tanrı gibi görüyorduk. İkimiz de birbirimizle yarışıyorduk. Yemekler, hizmetler, süslenmeler.

Bu üçlü yaşam ne kadar sürdü?

İki yıl.

Düzen nasıl sürüyordu?

Komik. Biz karıkoca gibi yaşıyorduk.İki evi vardi. Nerede isterse orada kalıyordu. Nasıl bir aşağılanma bu biliyormusunuz? Ben daha önce evlenmeden biriyle uzun süre yaşadım. Hiç problem yaşamadım. Kendimi çok temiz hissediyordum, ama birden bu dünyaya girince kendimi fahişe gibi hissetmeye başladım. Metres diye bir şey yapıştı bana. Sırf bu yüzden evlenmem gerekir diye düşündüm.

Öbür evde kalınca ne hissediyordun?

Hasta olıyordum. Bir gece dönmeyince eve perişan olıyordum. Kıskançlıktan öte bir şey. Bir sistem var, sen bu bütünün dışında bir çöpsün. Çünkü evli bir erkeği seviyorsun, hakkın yok. bir şey isteyemezsin, o ne kadar verirse. Yuva yıkan kadınsın sen. Toplam böyle görüyor.

Toplum dediğin kim?

Onun yakınları, çevre, mahallen, arkadaki mahalle. Geniş bir kesim.

Seni en çok neler üzüyürdu?

Çektiğim acıyı kelimelerle anlatamam. Çok inişli çıkışlı bir hayatım oldu, ama ben böyle bir acı yaşamadım. Naziler yahudilere yapmış ya, ölüm sınırında aç bırakmış, sonra yaralıları parçalamak zorunda kalmışlar öyle işte. Erkekler, bu hale getiriyor kadınları, insanlıktan çıkıyorsun. Bir veriyor, bir alıyor. Geliyor çok güzel bir gece yaşatıyor, ertesi sabah, Ailem var, ben gediyorum. Klasik aile kurmanın yolu kişiliğini değiştirmek. Çiçekli etekler giydim, konuşmammı değiştirdim, kişiliğimi katlettim. Bu ne korkunç bir katliam. O zaman 36 yaşınaydım. 36 yaşına kadar bir türlü yaşamışsın, bir erkeği sevdin diye kişiliğinden vazgeçiyorsun. Bir yandan bir başka düzeni yıkmaya çalışıyorsun, bir yandan kişiliğini yıkıyorsun, bir yandan düzen klurmak istiyorsun, feci bir şey. Madem o başka kadınlarla birlikte olma ihtiyacındaydı, evliliğini bitirmesi gerekiyordu. Evliliğini bitirir tek başına yaşa, benle o zaman tanış. Her şey biter, duygular yaşanır biter, bu evlilik bitmiyor.

En çok ne zaman birlikte olmak istiyordun?

Pazar günleri onların düzeninin bir parçasıydı. Hafta içi geceleri, gündüzleri eve gitmese de olur ama pazar günleri aile günü. Çocuklar bir gezdireyim derdi. Eşi arabanın önünde kurulur, çocuklar arkada, birlikte Boğaz'a gidilip yemek yenir. Klişe . Bu kadınların birbirine karşı, "kocam yanımda". Ben de aynı sahneyi yaşadığımda çok mutlu oluyordum. halbuki erkekler bunu görev gibi yaşıyor, zaten görev olduğuna inanıyor. Pazar günleri hep yanlızdım. Belki uzaktan saçma geliyor ama korkunç bir sistem var, o sisteme girince sen de istiyorsun. Pazar günü o çiçekli eteklerle gezmek beni de mutlu etti. ben yurtdışından böyle motorcu kiyafetiyle geldim, taşlı alyans takmak istedim. Başka bir kadının yüzüğü var, ben de istedim.

Eşiyle cinsellik yaşıyor diye, süşünüp kıslkandığın oluyor muydu?

Hayıri daha çok o bağlılığı kıskanıyordum. Bağlılık çok daha değerli bir şey. Ailesinin, çocuklarının olması, apartman toplantısına katılması ama benim evime gizlice girmesi... Beni de kendilerine benzettiler, "Benim apartımanımda da yönetim kurulu toplantısına katıl" diye baslı yaptım. karsıyla beraber olması beni rahatsız etmiyordu, o anlamda ben avantajlydım. Genç ve yeni olan bendim.

Peki sen bunları yaşarken diğer kadının da üzüldüğünü düşünüyor muydun?

Onun üzülmesine çok üzüldüm, çok samimi söylıyorum ki üzüldüm ama kendimi suçlamadım. Yaşadığım olayda, hep evlilik kurumunu suçladım. Bence buradaki problem insanlara evliliğin vazgeçilmez bir kapı olarak sunulması. Her şey değişken. Ama evlilik kurumu beton gibi değişmez bir şey olarak karşında. Bence yirmi sene evlilik, ayrılık için bir neden zaten ama evlilik kurumu , başka ilişkilere benzemiyor. "Ben çocuklarımdan ayrılamam" diyordu. İnsanın duygularına çocukları hükmedebilir mi? Ama hep kadınlar çekiyor bunun acısını. Boşanmış kadın da, ikinci kadın da. O kenara çekilip kadınların çarpışmasını izliyor. Aşk biraz manyak bir duygu. İnsana bilinci yitiyor. Hakimiyetini kaybediyorsun, midene bir şeyler batıyor sürekli. Kimiyasal bir yanı olduğunu da inanıyorum. Aşık olmam, kendimi kaybetmeme neden oldu.

Siz üzülürken o ne yaşıyordu?

Lafta üzüntü duyuyordu. Ama üzülen seçimi yapar. Bana sözler verdi, aileme sözler verdi ama iki sene oyaladı. erkeklerin sistemi bu. Bir tane temel bir kadın oluyor, o düzenini bozmuyor, çünkü güven var orada. "Erkekler özgür" diyorlar ama hepsinin evde bekleyen bir karısı var. Kendilerini bir kale yapmışlar, onun korumasında yaşıyorlar. Asıl bağımsız olan, metres dedikleri, tek başına yaşayam kadın. Adamı kazanmak için savaş veriyorsun, topluma karşı savaş veriyorsun, hayatını sürdürmek için savaş veriyorsun.

Sonuç ne oldu?

Biz iki sene sonra evlendik, ben evlenirken çok sevinçliydim, ama inanki, bir yandan da eski karısını düşünüyordum, acaba üzüntülü mü, diye. Evlendikten sonra onu hiç arayamadim. Aramak istedim ama utandım. Evlendikten sonra bunalım geçirdim. Evlilikte aradığımı bulamadım. Sorunlar çözülecek sandım. Olmadı.

Belki de ilişkiniz daha yalın bir hale gelince aşk da bitti.

Hayatına bir genç kız girdi, korkunç isyan ettim, eski hanımının yerine düşecektim. Bir daha aynı savaşı yaşamak istemedim. Çok küçük bir ilişkiydi, kalıcı değildi, yirmi yıl karısına demirbaş muamelesi yapıp her türlü şeyi yaşamış, şimdi bendemirbaş olacaktım, yine motosikletime döndüm. Benim için kötü geçen üç buçuk yıllık bir deneyim oldu. Çok şey kaybettim, maddi olarak da kaybettim, çalışmamı istemedi, ben de ondan para kabul etmedim, ailemden kalan daireyi satmak zorunda kaldım. Sonra eşim benden ayrılınca yine eski eşine dönmek istedi, karısı kabul etmedi. Ben eskihayatıma döndüm, onlar yirmi yıllık düzenlerini kaybetti.

Yani hiç birinize yaramadı.

Hayır. Ama ben yine de sorunun evli erkekle birlikte olmak olduğunu düşünmüyorum, sorun evlilikte.